Doğum gününüzü tebrik eder, hayırlı ve uzun ömürler dileriz.
Günün Hadisi
Kişi arkadaşının dini üzeredir. O halde sizden birisi kiminle arkadaşlık yaptığına dikkat etsin. Kişi sevdiği ile beraber(haşrolunacaktır)dir. - Hadisi Şerif
Hergüne Bir Dua
Benden bana ezâ veren şeyi gideren ve bana yarayacak şeyi bende tutan Allah'a hamd olsun
Düşündünüz mü hayatınızda ki cam kırıklarını. Bir daha asla
bir araya gelemiyecek olan cam parçacıklarını.
Darmadağın ettikten sonra onları toplayın bakalım şimdi, tabi başarabilirseniz.
Kırılan hiç bir parça gelmez ki bir daha yerine, birleşmez ki yeniden
eskisi gibi. Bende şimdi arıyorum dağılan parçalarımı.
Biliyorum nafile ama belki de diyorum en azından bir kaç parça denk gelir birbirine
Kırmak kolay da , ardından bir daha onları biraraya getiremeyeceğimizi tahmin etmek zor sanırım.
Bir anda her şey bitebiliyor. Bir söz, bir hareket o kadar basit ki
yıkmaya her şeyi.
Yıllanmış dostluklardan tutun da, hiç bitmiyecekmiş gibi gözüken aşklara kadar ne kaldıysa elimiz de bir bakıyosunuz hiç birisi yok işte
Hayat öğretmiyor mu bize; ya da biz mi anlamak istemiyoruz sabretmeyi.
Bardağın dolmasını beklemeden küçük kuytular da büyük fırtınalar koparıyoruz.
Ve bir hamlede elimizin tersiyle itiyoruz onca sene emek verdiğimiz yaşanmışlıkları ve bilemediğimiz
yaşanacakları.
Her işte vardır bir hayır deyip kolayca ardına mı saklanıyoruz yoksa
yaptıklarımızın.
Kırıldıkça, elimizde ki parçalar çoğaldıkça çıkmazlarımız artıyor.
Bazen kapanan bir kapının ardından da yeni bir kapı açılamayabiliyor.
İşte o yüzden;
Ne kadar az cam parçacağı varsa yaşamınız da okadar şanslısınız demektir.
bence de çok güzelmiş.. Yıllanmış dostluklardan tutun da, hiç bitmiyecekmiş gibi gözüken aşklara kadar ne kaldıysa elimiz de bir bakıyosunuz hiç birisi yok işte
en güzel yeride burası...
evet canımamaaan biz anlıyoruz da ne oluyor?
bak bu gün ki sınavım güzel geçti.artık bütün derdim dersleri geçebilmek.şiirlere pek takılmıycam artık.kız bunalıma giriyom sonra
ahhh be cnmmm sen derslere mi dalıyon ablanı ornek al ascık bak gece 4 ben hala dogum gunu partısındeyimcuma sınav varmısss kıme ne kalırsam derslerden artık gecersınız dalganızı
siz yınede aska meske pek dalmayın...nihalimm otur calsss benzeme banaliar
oh beeeeeeesınavlar bitti.kızım çalışmakla da olmuyo.sosyolojiden kaldım25 almışım.tek ben değil ama.sınıfça derse gelmezsek olucağı buokula gidince de derste kulaklıkları takıyom. müzik dinliyomaslında senden pek bi farkım yok
ya gerçekten üni.ye gidiyoz ama ben hala dershaneye gidiyomuşum gibi geliyor.sadece ortam değişti.bende sanki değişen birşey olmadı.artık mezun olunca farkına vararımnidacım öle işte.bakalım ne olcak halimizbende gidişat kötü...birgün herşeyi bırakıp gidicem köyüme,kapanıcam eve,bidahada hiç çıkmıycam
AY KIZLAR BENDE ARAYA GİREYİM BEN BU SENE MEZUN OLUYORUM DARISI SİZİN BAŞINIZA EĞER MUHASEBECİYE İHTİYACI OLAN OLURSA ARANIZDA 2 SENE SONRA KENDİ YERİMİ AÇICAM NASİP OLURSA EE BEKLERİM TABİİİ İNDİRİMLİ MÜKELLLEFLİĞEE seda öztürk
kirilan parcalari ne kadar eklemeye calissan da orjinali gibi olmaz mutlaka ek yeri belli olur en iyisi ekleyecegin seyi hic kirma .Askta dostluk da kolay bulunan seyler degil bence kara borsa.
zeynep kaplan
umarim cogunluk Beyaz Melegi seyretmistir, bugün haberlerde duydum, mahsun kirmizigüle Amerikadan ödül verilmis, tebrikler, izlenilmesi ve ders alinmasi gereken bir film, unutmayalimki; bizlerde bir gün o durumlara düsebiliriz, hic birimiz günden güne genclesmiyoruz, tam tersine hepimiz yasliliga dogru gidiyoruz, neolur, hayatta iken büyüklerimizin kiymetini bilelim, el öpme ile didak asinmaz, bir güler yüz ve tatli dil.
Bilirim ki aşkın bahçesinden bir gül koklayan, şeyda bülbül olurmuş. Bilirim ki aşkın pınarından bir damla içen, ömrünce sarhoş gezermiş. Bilirim ki kavuşmak olmasa sevdalılar, ağlayı ağlayı kör olurmuş.
Biliyor musun, iki gözüm; bugün ayın kaçı? Hangi mevsimdeyiz? Bahar mı, kış mı, sonbahar mı, yaz mı; inan farkında değilim. Sıla ne yana düşer, gurbet ne yanda? Nerdeyim, nasılım? Bilmiyorum.
Derdim, kederim ne ? Biliyor musun yanıtını?... Neşemi, sevimcimi, yaşama gücümü yitirdim. O coşkulu, mutlu, umutlu günlerimi ne de çok özlüyorum. Öylesine bir özlem ki bu; ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Sevdiklerim, özlediklerim ve bana dost olanların her biri başka bir yerde; hiç birine kavuşamıyorum.
Dalları fırtınada kopmuş bir ağaç gibiyiz iki gözüm. Her dalımız bir sınır boyunda, her yaprağımız bir ülkeye savrulmuş. Bir yanımız vizeli, bir yanımız kaçak. Çocukluğumu, ilk gençliğimi, geçmişimi, memleketimi velhasıl eskiye ait herşeyimi nasıl özlüyorum biliyor musun? Özümü özlüyorum, özümü.....Kendim olabilmeyi, sözümde durmak için verdiğim çabayı, kendime dürüst olmak için kendimle olan mücadelemi, özümle barışık yaşamayı özlüyorum. En iyi sen bilirsin, bir huyumu terk etmek için sarf ettiğim gayreti. Doğaya, insanlara, hayvanlara, çocuklara olan sevgimi, tutkumu ve yüreğimdeki ateşi, dimağımdaki tadı da en iyi sen bilirsin.
Zaman geçiyor, hayat geçiyor, ömrümde akşam çanları çalmaya başladı bile. İnsanın mutlulukları, heyecanları, hayatı, yaşadıkları geride kalıyor iki gözüm. Bizim gibileri yıllar geçtikçe daha bir duygusallaşıyor. Toplumların gittikçe bencilleştiği, duyarsızlaştığı dünyamızda olup bitenler beni hüzünlendiriyor. Acaba bu durumun bilincinde ve farkında olan çevremizde kaç insan var ? Binbir düşünce üşüşüyor beynime. Anılarla, özlemlerle boğuşmak beni yıpratıyor. İç acısıyla dolu, yaralı, bin yerinden vurgun yemiş bir gönülle acılara karşı umarsız olmaya çalışıyorum ama olmuyor. Belki bir gün son bulacak ufuklarda solar hüznümüz. Hala bir şeyler bekleyerek bulutsu bir sise gömülüyor her şey.
Şimdi ise, gülmek-ağlamak arası monoton bir hayatın girdabında kaldım. Üzerime ölü toprağı serpilmiş gibi. Silkinip çıkamıyorum. Gün ışığına, suya hasret bitkiler gibi tatsız ve tuzsuzum. İşte şimdi böyle bir insan oldum iki gözüm. Gayesiz ve huysuz . Evden sokağa her çıkışımda, penceremden dışarı her bakışımda, karabasan gibi çöken sis ve karanlık dokunuyor bana. Oysa ışık umut, umutsa hayat demektir. Ben mi o ışığı yitirdim, yoksa o ışık mı beni; bilmiyorum.
Nedense hep geçmişe bir özlem duygusu büyüyor içimde... İşte böyle iki gözüm. Hangi gündeyiz? Bugün ayın kaçı? Hangi mevsimdeyiz ? Bilmiyorum. Bilsem de, benim için artık hiç bir önemi yok..........
Uzun yıllar önce sevdamı yüreğime yükleyip geldiğim bu yabancı ülkede, koynunda volkanları taşıyan bir dağ gibi sustum. Suskunluğumu delicesine haykırmak isterken, içime ağuları akıttım ve öylece sustum. Kara bir diken gibi yuttum ve içime yığılıp öğlece kalakaldım. İçimdeki yangını, yüreğimdeki yarayı, gözlerimdeki damlayı sorma. Hasretlere dayayıp başımı, hüzünle geçip giden günlere, gecelere döndüm sırtımı iki gözüm. Yorgun, yetim ve yaralı. Gönlümün duvarına kocaman bir sevda resmi çizdim, bir de ateş yaktım ocağıma dağ gibi.Ki, okyanuslar söndüremez.
İnsanlar, var olalı beri kabullenmiş sevdayı. Herkes kendi sevdasının Mecnunu; kendi hasretinin delisi olmuş. Kendi hikayesini, kendi sevdasını en büyük sanmış ve saymış; büyütmüş yüreğinde dağ dağ. Sabır sabır beyninin gergefine işlemiş. Benim sevdam da benim için dünyanın en büyük, en kutsal sevdası....
Ben ki, sevdanın çöllerinde ayrılıkların en büyük hasretini çektim Leyla r16;mın. Ferhat oldum dağları deldim. Kerem oldum yaktım kendimi. Pir Sultan oldum asıldım, Nesimi oldum yüzüldüm. Kavuşmak için gönlümü yollara düşürdüm. Horlandım, ezildim, hakaretlere, işkencelere maruz kaldım.
Yüreğimdeki yangını, gözlerimdeki hicranı sorma iki gözüm. Acılarımı kimsesizliğime yükleyip, uzayıp giden yollara düştüm. Yorgun, yetim ve yaralı. Aşık oldum, yaktım kendimi. İçimde bin yangınla çıktım yola. Sevgilime şiirler yazmak, şarkılar bestelemek, türküler yakmak en büyük ibadetimdi. Kavuşmak ise en inanılmaz hayalim.
Bilirim ki aşkın bahçesinden bir gül koklayan, şeyda bülbül olurmuş. Bilirim ki aşkın pınarından bir damla içen, ömrünce sarhoş gezermiş. Bilirim ki kavuşmak olmasa sevdalılar, ağlayı ağlayı kör olurmuş.
Aşk olmasa iki gözüm, içimde biriktirdiğim bu yangın olmasa, dolmasa iliklerime aşkın hasreti, bu yangın yüreğimi sarmasa, avuçlarımı yakmasa bu ateş, akar mı damarlarımdaki kan! Bir gün kavuşmak hayali olmasa, nasıl dayanılır bu yaşama, bu kimsesizliğe, bu gurbete, bu hasrete iki gözüm, nasıl?
sorma
ben kimim, adım ne, nereden geldim
kim açtı bu kahrolası çukuru yüreğimde
kimi sevdim, kime özlemim
kaç yıl sevda doldu iliklerime
kaç yıl eksildim.
tut ki, bir pınarım suyu kesik
akamadım nazlı nehirlere tut ki
susturulmuş binlerce türkü
bastırılmış binlerce acıyım
baştanbaşa aşk ve ateş
tut ki, incinmiş bir gülüşüm
gecikmiş bir düş
bir ateşin çemberinde
yarım kalmış sevinçler kanayan
''Başta kolay değildi çekindim çok zor oldu söyleyemedim
Sonra unuttum neden yaptığım hataları döndüremedim
Kırgın değilim kendim seçtim aslında yalnızlığımı
Sevdim ben olmayı seninle sensizliğimle
Dargın değilim kaldığım uzak diyarların kıyılarında
Sevdim ben olmayı seninle sensizliğimle
Sebepsiz tuttum kendimi senden
İnkar ettim sarıldım yalnızlığıma
Sonra yıkıldım neden ben sana dön diyemedim''
ne şeklin ne kilon ne vucudun önemli degil
sadece kişiligin önemli... yukardaki
Uzun yıllar önce sevdamı yüreğime yükleyip geldiğim bu yabancı ülkede, koynunda volkanları taşıyan bir dağ gibi sustum. Suskunluğumu delicesine haykırmak isterken, içime ağuları akıttım ve öylece sustum. Kara bir diken gibi yuttum ve içime yığılıp öğlece kalakaldım. İçimdeki yangını, yüreğimdeki yarayı, gözlerimdeki damlayı sorma. Hasretlere dayayıp başımı, hüzünle geçip giden günlere, gecelere döndüm sırtımı iki gözüm. Yorgun, yetim ve yaralı. Gönlümün duvarına kocaman bir sevda resmi çizdim, bir de ateş yaktım ocağıma dağ gibi.Ki, okyanuslar söndüremez.
bu sözler karşısında sadece gözler kapalı içim buruk ...kalakaldım?
Günün birinde bir çiçekle su karsilasir ve arkadas olurlar.
Ilk önceleri güzel bir arkadaslik olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzimdir birbirlerini tanimak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sigmaz artik ve anlar ki, su'ya asik olmustur.
Ilk kez asik olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sirf senin hatirin için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artik su da içinde çiçege karsi birseyler hissetmeye baslamistir. Zanneder ki, çiçege asiktir ama su da ilk defa asik oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düsünmeye baslar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, aliskin degildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabirlidir. Bekler, bekler, bekler...
Artik öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.
Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düser. Hastalanmistir çiçek artik. Rengi solmus, çehresi sararmistir çiçegin. Yataklardadir artik çiçek. Su da basinda bekler çiçegin, yardimci olmak için sevdigine...
Bellidir ki artik çiçek ölecektir ve son kez zorlukla basini döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karsisinda ve son çare olarak bir doktor çagirir nedir sorun
diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçegi. Sonra söyle der doktor:
"Hastanin durumu ümitsiz artik elimizden birsey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalik nedir diye ve sorar doktora. Doktor, söyle bir bakar suya ve der ki:
"Çiçegin bir hastaligi yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmis, ölümü onun için" der.
Ve anlamistir artik su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir...